Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
GüncelMakaleler

POLİTİK-GÜNDEM | “DEVRİMCİLER GELDİ!”

Korktukları için özel olarak devrimci ve komünistlere yönelik başta suikast saldırıları olmak üzere, gözaltı ve tutuklama saldırılarını aralıksız sürdürmektedirler.

Birleşik Mücadele Güçleri’nin (BMG) “Açlığa, Faşizme, İşgale Karşı Tek Yol Devrim” şiarlı kampanyası çerçevesinde grevde olan işçileri dayanışma ziyaretinde, bir işçi tarafından söylendi bu sözler. Tek başına bir anlamı olmayan bu cümle, içinden geçtiğimiz süreç dikkate alındığında oldukça kıymetli.

Zira 1980 Askeri Faşist Cuntası’yla yok edilmek istenen, ’90’ların ideolojik saldırılarıyla üzerine beton dökülmek istenen devrimcilerin ve devrimci düşüncenin bu topraklarda silinemediğinin yalın bir ifadesi…

Üzerinde yaşadığımız topraklarda sınıf mücadelesinin tarihi bir hayli eski olsa da –ve hatta denilebilir ki coğrafyamız sınıflı toplum gerçeğinin ve devlet örgütlenmesinin ilk ortaya çıktığı topraklardır– bilimsel sosyalizmin ilk adımları Osmanlı Devleti’nin son yıllarında atılır. Kapitalist üretim ilişkilerinin geliştiği belli başlı merkezlerde özellikle Rum ve Ermeni işçiler arasında devrimci düşünceler filizlenir.

Ne var ki I. Emperyalist Paylaşım Savaşı süreci ve sonrasında, Türk hâkim sınıflarının kendi “ulus devletlerini” kurmak için uyguladıkları başta Ermeni, Rum ve Süryanilere yönelik soykırım olmak üzere “kendinden olmayan ve biat etmeyene” yönelttikleri katliamlar nedeniyle bu filizler daha boy atmadan kırılır.

Türk hâkim sınıfları, emperyalist sermaye ile işbirliği içinde “kendi” sermaye birikimlerini soykırımla, katliamlarla gerçekleştirir. Yeni Türk devleti kurulduğunda geriye önemli oranda çoraklaşmış bir toplum kalır. Devrimci düşünceler ve devrimcilik, tarihin tozlu rafları arasına kaldırılmak istenir.

Ne var ki coğrafyamızın kuzeyinde Lenin’in önderliğinde Bolşevikler, insanlık tarihinin yeni bir sayfasını açarlar. Bir “halklar hapishanesi” olan Çarlık Rusya’sında halklar, işçi sınıfı önderliğinde Ekim Devrimi’ni gerçekleştirir. Ekim Devrimi’nin karşı konulamaz rüzgârı coğrafyamızda da yankısını bulur. Devrimcilik ve devrimci düşünceler yeniden filizlenir. Anadolu ve Trakya’da komünistler yeniden örgütlenir.

Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de komünistler ilk kez öncü ve örgütlü partilerini kurarlar ve vakit geçirmeksizin coğrafyamızın emperyalist işgalcilerden kurtulması mücadelesine atılırlar. Ancak komünist parti henüz yeni kurulmuştur ve özellikle örgütsel olarak deneyimsizdir. Gerçek düşmanını iyi tanımamaktadır.

Daha sonradan kendilerine Kemalistler denilecek güçler, Türk hakim sınıflarının temsilcisi olarak “milli mücadele” adı altında örgütlenirler ve kuzeydeki devrimi de gerekçe göstererek, coğrafyamızda olası bir demokratik halk devrimi ihtimaline karşı işgalci emperyalistlerle işbirliğine girerler.

Bu işbirliğinin ilk hedefi emperyalist işgale karşı savaşmak için Anadolu’ya gönderilen “Kızıl Alay” olur. Komünistler önderliğindeki bu alay dağıtılır. Hemen ardından da esas tehlikeye yönelinir. M.Suphi önderliğinde komünistler Anadolu’ya davet edilir ve Kemalistler eliyle örgütlenen bir tertibe maruz bırakılır. M.Suphi ve TKP kadroları, Trabzon açıklarında katledilir. Maria Suphi ise tutsak edilir.

Coğrafyamızda devrimcilik ve komünist düşünceler Karadeniz’in soğuk sularına gömülerek tekrar yok edilmek istenir.

Bu katliamda tutsak edilen Maria Suphi’ye yönelik uygulanan işkenceler biraz da bu topraklarda komünist düşünceye yönelik uygulanan politikayı andırır. M.Kemal önderliğinde faşist diktatörlük, ilerici her düşünceyi şiddetle ezer, komünistlere yaşam hakkı tanımaz. Kendi iktidarına biat etmeyen her toplumsal güç “tedip ve tenkil” harekatlarıyla şiddetle cezalandırılır.

İşçilere kurşun, köylüye jandarma dipçiği, Kürt ulusuna zulüm dayatılır. Şeyh Said İsyanı’ndan Dersim Tertelesi’ne kadar Kürt ulusuna toplu katliamlar yaşatılır. Alevilerin inanç merkezleri yasaklanır.

Türk hakim sınıfları; “Örnektir milletlere açtığımız yeni iz; İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” diyerek faşist iktidarlarını toplum nezdinde meşrulaştırmak isterler. Bu hedeflerinde önemli oranda yolda alırlar.

Nitekim bu süreçte Kürt ulusuna yönelik katliamlar uygulanırken kendisine “komünist” diyenler bu baskı ve katliamları, alkışlar ve desteklerler.

Ancak tarihin tekerleği ilerlemeye ve sınıf mücadelesi hükmünü sürdürmeye devam eder. Devrimci düşünceler, komünist fikirler Karadeniz’in soğuk sularına gömülmek istense de yok edildiği sanılsa da, Türk-Kürt uluslardan, ezilen milliyet ve inançlardan işçi sınıfının ve halk kitlelerinin mücadelelerinde, tarihsel eylemlerinde yaşamaya devam eder.

 “Hesaplaşma, Kopuş ve Yeni Bir Yol”

Coğrafyamızda bu kez Doğu’dan esen rüzgar etkili olur. Başkan Mao önderliğinde Çin halkının gerçekleştirdiği Demokratik Halk Devrimi’nin artçı sarsıntıları ve sosyalizmde sınıf mücadelesinin tüm hızıyla sürmesinin somut karşılığı olarak Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkileri coğrafyamızda başta öğrenci gençlik olmak üzere halk kitlelerini etkiler. Anti-emperyalist mücadele, devrimci ve komünist düşüncelerle yükselir.

Yerin yedi kat dibine gömülmek istenen devrimcilik ve komünist fikirler yeniden filizlenir.

Devrimci gençlik hareketi giderek işçi sınıfı ve köylülüğün mücadeleleriyle birleşir. Sonradan ’71 Silahlı Devrimci Çıkışı olarak adlandırılacak olan tarihsel süreçte Mahir Çayan, Deniz Geçmiş ve İbrahim Kaypakkaya, kitlelerin devrimci eylemleri içinde tarih sahnesine çıkarlar. Bu devrimci önderler ve ismini burada sayamadığımız “talebe”ler, kendilerine o zamana kadar sunulan devrimcilik anlayışını ve komünist fikirleri temelden sorgularlar.

Coğrafyamızda devrimcilik ve komünistlik adına, hakim sınıfların yanında olan, her türden yasalcılık, parlamentarizm ve reformculuk reddedilerek aşılır. Yaklaşık 50 yıllık suskunluk paramparça edilir.

’71 Devrimci Atılımı’yla devrimcilik, coğrafyamızda düzenden silahlı temelde bir kopuşu sağlar. Bu genç önderler tüm yetmezliklerine ve tecrübesizliklerine rağmen coğrafyamızda sınıf mücadelesi açısından Türk hakim sınıflarının düzeninden kopuşa ve yeni bir düzlemin inşasına işaret eden gerçek bir devrimciliğin temellerini atarlar. Coğrafyamızda devrimcilik ve komünist fikirler bir kez daha ayağa kalkar, kitlelerin devrimci eylemlerinde filizlenir.

’71 devrimci önderlerinin bu cüretli çıkışı, devlet tarafından gecikmeden yanıtlanır. Devrimciler ve kitle hareketlerine yönelik azgın bir faşist terör devreye sokulur. Devrimci önderler, hem Türk devleti açısından tehlike olmaları hem de halk kitlelerine ders vermek için katledilir. Devrimcilik bir kez daha tarihin tozlu sayfalarına hapsedilmek istenir.

Bu genç devrimci önderler arasında İbrahim Kaypakkaya, başta Kemalizm olmak üzere, ulusal sorun, devrimin yolu ve parti anlayışı gibi konularda düzenden tam olarak kopuşu ifade eden tezleri ileri sürer ve coğrafyamızda komünist düşüncenin yeniden ayağa kalkmasında ve örgütsel olarak kendisini var etmesinde belirleyici bir rol oynar. Kaypakkaya “kopuş içinde kopuş” gerçekleştirir.

Kaypakkaya, ’71 devrimci önderlerinden farklı olarak Kemalizm ve ulusal sorun gibi meselelerde, Türk devletinin üzerinde yükseldiği iki ana kolonun gerçek yüzünü net olarak ortaya koyar. Türk devletinin kurulu düzeninin deyim yerindeyse aşil topuğuna ilk oku atar. Kaypakkaya’da tıpkı diğer devrimci önderler gibi katledilir. Kaypakkaya’nın katledilmesiyle bir kez daha coğrafyamızda “komünist cereyanların” ortadan kaldırılması amaçlanır.

Türk devlet aklı bir kez daha devreye girer ve kitlelerin devrimci eylemi içinde filizlenen devrimci ve komünist fikirlerin gelişmesi engellenmek, tıpkı daha önce gerçekleştirdikleri gibi 50 yıllık bir suskunluğu amaçlarlar. Ne var ki ok yaydan çıkmış, gerçek devrimcilik ve komünist fikirler coğrafyamızda tüm katliamlara rağmen yeniden filizlenmiştir.

Hesaplaşma ve kopuş yaşanmış, yeni bir yol gösterilmiştir.

Türk hakim sınıfları devrimciliği ve komünistliği “bitirmek” için sadece devrimci ve komünist önderleri ve önde gelen kadroları katletmek ve hapsetmekle yetinmez. “Toplumsal uyanış ekonomik uyanışı geçti” diyerek 12 Mart 1971 ve ardından da 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesini gerçekleştirirler. 1980 Faşist Cuntası, kendisinden önceki darbelerden dersler çıkarılarak gerçekleştirilir.

Türk hakim sınıflarının devlet aygıtı coğrafyamızda devrimci fikirler ve komünizme ait ne varsa ortadan kaldırmak isterler.

12 Eylül darbesinin amacı sadece yükselen kitle mücadelelerini, Kürt Ulusunun gelişen devrimci uyanışını ve komünist hareketi ezmek değildir. Bu hedefin arkasında emperyalist sermayenin uluslararası iş bölümünün yeniden düzenlenmesine paralel, aralarında Türkiye’nin de olduğu yarı-sömürge ülkeleri yeniden düzenlemektir. Toplumun bütün ilerici ve devrimci dinamiklerinin tasfiye edilerek, devrimci ve komünist hareketin coğrafyamızda yok edilmesi amaçlanır.

Bunun için başta şiddet olmak üzere ideolojik politik saldırılara ağırlık verilir.

Türk hakim sınıflarının bu saldırıları sonucunda milyonlarca insan fişlenir, yüz binlercesi tutuklanır. Katliamlara, ağır işkencelere maruz bırakılır. Kitle hareketleri, sınıf mücadelesi faşist terörle baskı altına alınır. Devrimci ve komünist hareket ağır bir yenilgi alır.

Önemli bir gerileme yaşanır. Türk hakim sınıfları tam “başardık” derken ekilen tohumlar kitlelerin mücadelesi içinde yeniden filiz verir. Devrimci, komünist ve yurtsever hareket saflarını yeniden dizer ve sınıf mücadelesinde yerini alır.

20. yüzyılın sonlarına doğru emperyalist kapitalist merkezler yeni bir saldırı dalgası başlatır. Sovyetler Birliği’ndeki kapitalist yolcuların çok önceden gerçekleştirdikleri kapitalist restorasyonla sosyalizmi terk etmelerine rağmen SSCB’nin dağılması, “sosyalizmin yenilgisi”, “tarihin bittiği”, “ideolojilerin öldüğü” vb. tezlerle beslenen yoğun bir karşı devrimci ideolojik saldırıya dönüştürülür.

Hedef dünya çağında devrimci ve komünist düşüncelerinin ortadan kaldırılması, kapitalizmi nihai zaferinin ilan edilmesidir.

Bu koşullar altında her şeyleriyle emperyalist sermayeye bağımlı olan Türk hakim sınıfları da bir kez daha “şans”larını denerler. Coğrafyamızda devrimci ve komünist fikirler bu kez faşist terör saldırılarının yanında emperyalist merkezlerden üretilen kapsamlı ideolojik saldırılara muhatap olur. Bu saldırılarla doğrudan devrimci ve komünist tutsakları teslim almak amacıyla tecrit ve tredman saldırısı devreye sokulur.

Dönemin başbakanının ifadeleriyle “Hapishaneler sorununu çözmeden geleceğe güvenle bakamayız” denilerek saldırı emri verilir. Devrimci ve komünist tutsaklar yüzlerce ölümsüz ve gazi vererek saldırıya direnirler ve teslim olmazlar.

Kaypakkaya’nın katledilmesinin 50. yıldönümünde ölümsüzlerimizi anıyoruz!

Hapishaneler saldırısı sadece devrimci ve komünist fikirlerin coğrafyamızda yok edilmesi amacını taşımıyordu. Aynı zamanda Türk hakim sınıfları devletinin, Türkiye ekonomisi ve toplumunu emperyalist sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn edilmesini amaçlıyordu.

Topyekün bir saldırı söz konusuydu ve bu saldırıda ilk hedeflerden biri olarak devrimci ve komünist hareketin teslim alınmasını amaçlanıyordu. Bu amaçla başta hapishaneler olmak üzere, bütün mücadele alanlarında karşı devrimci faşist bir terör saldırısı başlatıldı.

Katliamlarla, gözaltı ve tutuklamalarla devrimci ve komünist hareket, kitle bağlarından kopartılarak, etkisizleştirilmek ve böylelikle burjuvazinin dışında halk kitlelerinin çıkarlarını savunan gerçek muhalefetin ve direniş odaklarının tasfiye edilmesi hedeflendi. Emperyalist sermaye ve Türk hakim sınıfları devleti için deyim yerindeyse “dikensiz bir gül bahçesi” yaratmak amaçlanıyordu.

Daha sonradan işbaşına getirilecek AKP için “yol temizliği” yapıldı.

Gelinen aşamada AKP’nin faşist İçişleri Bakanı’nın karşı devrimci propaganda amacıyla iki günde bir rakam vererek “bitirdik”lerini (bir sonraki açıklamasında yeniden bitirdikleri ilan ederek kendisini yalanlandığı) açıkladığı dahası çeşitli renklerle listeleyerek sürekli güncelledikleri üzere coğrafyamızda devrimci ve komünistler mücadelelerine devam etmektedirler.

Her gün “bitirdik”, “kökünü kazıdık”, “belini kırdık” açıklamaları yapmalarının nedeni devrimci ve komünistlerin coğrafyamızda kitlelerin mücadelesiyle kurdukları ilişkiden korkmalarıdır.

Korktukları için bağırmaktadırlar. Korktukları için özel olarak devrimci ve komünistlere yönelik başta suikast saldırıları olmak üzere, gözaltı ve tutuklama saldırılarını aralıksız sürdürmektedirler.

Korkuları gerçekleridir ve gerçekler BMG’nin ziyaretindeki direnişçi işçinin yalın bir şekilde ifade ettiği üzere devrimciler halen gelmektedir! Coğrafyamızda devrimci ve komünist fikirler, binlerce ölümsüzün can bedeli mücadelesi sayesinde kitlelerin bilincinde yer etmiştir.

Başta ideolojik saldırılar olmak üzere her türlü faşist terör uygulaması ve katliamlar bu gerçeği ortadan kaldıramayacaktır.

Coğrafyamızda bu gerçeğin var olmasında ve kitlelerin bilincinde yer edinmesinde başta ölümsüzlüğünün 50. yıldönümü olan Kaypakkaya olmak üzere, binlerce devrimci ve komünist ölümsüze saygı ve minnetle!

Onlar sınıf mücadelesinin her an yeniden ve yeniden hatırlattığı üzere ölümsüzdürler ve demokratik halk devrimi mücadelesinde yaşamaya ve savaşmaya devam edecekler!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu